Skip to main content

En Son Okur Yazıları

Türkiye'de Dincilik ve Dinci Sermaye

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Hayri Günel

 
 
Daha önce, Türkiye’nin gericileşme sürecini, tarikat yapılanmasını ve bu yapılanmanın ABD ile olan organik bağlantısını somutlamaya çalışan ve Türkiye’deki gericileştirme operasyonunun nasıl durdurulabileceğine dair çözüm önerisi sunan “EMPERYALİZM, DİNCİ GERİCİLİK, TÜRKİYE VE ÇÖZÜM” başlıklı bir yazı yayınladık. Bugün de, meseleyi tamamlaması açısından, Türkiye’nin gericileştirilmesi operasyonunun ekonomik dayanaklarının ve gelişmesinin genel bir çerçevesini çizmeye çalışacağız.
 
1) Hiç kuşku yok ki, Türkiye’nin gericileştirilme operasyonu, ancak 1950’li yılların hemen başında tarihteki yerini alabilmiştir. Bundan önceki dönemde ağır bir yenilgi süreci yaşayan dinci gericilik, dünya kapitalizminin emperyalist ve saldırgan bir kimliğe bürünmesiyle beraber, 1950’lerden başlayarak yeniden palazlanmaya ve bir gelişim çizgisini yakalamaya başlamıştır. 1923-1950 yılları arasındaki dönemde yaşadığı yenilgiye bağlı olarak dinci gericilik, ekonomik anlamda ise daha geri bir mevziye çekilmiş ve elindeki mevcudu korumak dışında herhangi bir gelişmenin içerisinde olamamıştır. Dinci gericiliğe bu noktada en büyük ekonomik darbe, vakıf gelirlerinin, çıkartılan yasalarla artık tarikatlara veya cemaatlere değil, doğrudan doğruya devlete aktarılmaya başlanmasıyla vurulmuştur. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, bu darbenin mihenk taşı olmuştur.

Birey Olmak

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Şerif YILMAZ

 
İnsanlar hayatları boyunca birilerine hayatlarını etkileyecek kararları verme fırsatı bulur. Buna ailesinde başlar, arkadaşları, öğretmeni, sevgilisi, patronu, siyasetçisi derken, insanlar kendi kararlarını veremez duruma gelirler. Artık o kadar etkilenirler ki çevrelerindeki insanlardan, ERİCH FROMM’un Hürriyet’ten Kaçış isimli eserinde dediği gibi “insanlar aslında yaptıklarını kendi kararları zannederler, ancak o kararlar çevreden söylenen sözlerle verilir.” Evet, işin özünde de bu durum böyledir. İnsanların büyük çoğunluğu kendi kararlarını kendileri veremez. Çünkü bu durumun farkına varamamışlardır. Ancak bazı insanlar bunun farkına varırlar ve o andan itibaren kendi kararlarını vermeye başlarlar. İşte o zaman gerçekten birey olurlar.

Bir Umudum Sende, Anlıyor musun?

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
HAYRİ GÜNEL
Yazının Yazıldığı Tarih: 
27 MART 2009

Basit, sade, gösterişsiz yaşayan bir halkız biz.
Öyle çok fazla şey istemeyiz hiç.
Binlerce yıldır bu coğrafya üzerindeyiz.
Didişiriz bazen, bazen birbirimizi yiyecekmiş gibi oluruz.
Ağlarız, güleriz, yakarız, yıkarız, seviniriz hep birlikte
ve hep birlikte hüzünleniriz.
Düğünlerde hep birlikte oynar,
hep birlikte omuzlarız tabutlarımızı.
Çok şeyler görüp çok şeyler yaşamıştır gözlerimiz ve yüreklerimiz.
Örneğin bir “Sarı Paşa”nın ardına takılıp hep beraber,
anlatılamayan
ve anlaşılamayan,
kolay kolay açıklanamaz bir hırs ve sabırla,
yoktan, yokluktan bir ülke yaratmışızdır.

Emperyalizm, Dinci Gericilik, Türkiye ve Çözüm

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Hayri GÜNEL

1) İslami bir devletin üç temel bileşeni vardır: Müslüman bir topluluk yani ümmet, İslami hukuk yani şeriat ve ümmetin liderliği yani hilafet. Bu açıdan bakıldığında Osmanlı bir din devletiydi. Ulusal duyguları unutturulmuş, ümmet haline sokulmuş bir halk topluluğu, kadıların yönettiği bir yargı sistemi ve aynı zamanda saltanatı da elinde bulunduran bir halife mevcuttu. Aslında bütün hikaye de, yıkılmış olmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu gerici ve yarı – feodal yapısının, genetik anlamda öyle çok büyük bir dönüşüme uğramadan ve hatta neredeyse hiç değişmeden, yeni kurulmaya çalışılan genç Cumhuriyet’e aktarılması noktasında başlamıştır. Osmanlı yarı-feodalizminin ve gerici dokusunun en son evrilmesi genç Türkiye Cumhuriyeti’ne doğru gerçekleşmiştir.

İstihbarat Paylaşımı

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Serhat KUŞDOĞAN

PKK eylem planlarını ve zamanlamasını kim yapıyor?

Yüksek Askeri Şura döneminde artan eylemler hedefine ulaştı mı?

Terör örgütü eylemlerinin, Referandum sürecinde durdurulması; şehit cenazeleri ile bebek katili terörist başının affını sağlayacak Anayasa Değişikliğinin gerçekleşmesine engel olmamak iyi niyetini(!) taşımıyor mu?

PKK tarafından basılan karakolların emniyet planlarını PKK ya kim veriyor? PKK’nın karakol baskını ertesi çarşaf çarşaf gizli askeri doküman yayınlayanlar ile PKK’ya bilgi sızdıranlar aynı kişiler mi?

Referandum Sonrası

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Sosyolog Hakan Yavuz

Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’de dile getirdiği “genel af” açıklamasının, sadece bölgede oy toplamak amacıyla yapıldığını düşünmek aymazlık olur. Kılıçdaroğlu bir projedeki görevinin gereklerini yapmaktadır. Atılan bütün adımlar, planlı ve hesaplıdır. Şimdi bu planı ve ardındaki ince hesapları irdeleyelim.

22 Mayıs 2010 tarihli “Operasyonun Amacı Belli Oldu” başlıklı yazımda Milliyet gazetesinden Devrim Sevimay’ın, 18 Mayıs 2009 günü (yani tam bir yıl önce) Diyarbakır Barosu Eski Başkanı Sezgin Tanrıkulu ile yaptığı röportaja yer vermiştim. PKK’nın milis güçlerine yakınlığı ile bilinen Tanrıkulu, röportajda aynen şunları söylemişti: “Bana göre bilhassa CHP olmadan bu sorun çözülemez, çünkü CHP bu sorun bakımından devletin kodlarını çözecek tek partidir… Ancak CHP’nin ‘evet’ diyeceği bir çözüm bu devlet kurumlarındaki düşüncelerin değişmesine neden olur.”

Hangi Sivil Anayasa Yoldaş, Sen Bizimle Dalga mı Geçiyorsun?

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Hayri GÜNEL

Severdik oysa kendisini. Gerçekten severdik.

“Diyarbakır’ın göğsünde terli bir akşam / Daralan sokaklarında bir yaşamı çaldılar / Abdulselam kardeşimi arkasından vurdular” dediğinde severdik en çok.

62 doğumluydu, iki yaş küçüktü benden yani.

Aynı coğrafya üzerinde, onun da, benim de üzerimizden bir silindir gibi geçen gerçekten kötü bir askeri darbenin kaçınılmaz sonuçlarından yalnızca ikisiydik. Ortasından çıt diye kırılmış binlerce filizden yalnızca ikisi.

Hani bir şiirinde,

Atatürk Döneminde Dış Politikadaki Temel İlkeler ve Tam Bağımsızlık Vurgusu

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
VURAL GÜNDÜZ
Yazının Yazıldığı Tarih: 
25.08.2010

 

Mustafa Kemal Atatürk, büyük devlet adamı olarak iç politikaya olduğu kadar, dış politikaya da fikir ve düşünceleri ile yön vermiştir.Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı dış politika,milli siyasete dayanmaktadır.Milli siyasetin yanı sıra,yer alan diğer ilkeler milli siyaseti bütünlemektedir.
Dış politika iç politikanın aynasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimi ile ‘’Harici siyasetin en çok alâkadar olduğu ve dayandığı husus devletin dâhili teşkilatıdır. Harici siyasetin dâhili teşkilatla uygun olması lazımdır’’ demiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk İnkılâbının ve onun dayandığı temel prensipleri bir siyasi mesele ve bir milli siyaset olarak ifade etmektedir.’’Milletimizin kuvvetli,mesut ve bağımsız yaşayabilmesi için,devletin tamamen milli bir siyaset takip etmesi bu siyasetin,teşkilât-ı dahiliyemize tamamen uygun olması lazımdır.’’ diyerek tam bağımsız milli siyasetin önemini vurgulamıştır.

Çünkü Siz Hep “Basılan” “Düriye” siniz!

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
HAYRİ GÜNEL
Yazının Yazıldığı Tarih: 
26/08/2010

 

On iki yaşıma girmek üzereydim.
Az bir şey kalmıştı ilkokul diplomamı almaya.
Koca, uzun bir yaz bekliyordu beni, heyecanlıydım.
Güneşin fütursuzca refakat ettiği bir mayıs günü,
sabahtan akşama kadar eğitim gördüğümüz okuldan,
öğle tatili için yemek yemeye eve geldiğimde,
annemi, anneanneme, elindeki gazeteden bir şeyler okurken bulmuştum sokak kapısının hemen yanındaki tahta divanda.
Ben yatardım geceleri o divanda, babam yapmıştı.
İçi saman dolu yastığımı inanılmaz severdim.

Dur!

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Serhat KUŞDOĞAN

 

Daha demokratik bir Anayasa, toplumun her kesiminin söz hakkına sahip olduğu komisyonda, Milli ittifak ve konsensüs ile yazılır.
12 Eylül referandumunda Anayasa değişikliğinin halk tarafından onaylanması hiçbir mana ifade etmez. Çünkü konsensüs sağlanmamıştır. Tek bir siyasi görüşün taleplerini içermektedir.

Yeni bir Anayasa için bu değişikliklerin farz olduğunu söylemek; tek başına anayasa yazmak için halktan onay istiyorum demektir.
"Ülkemin yeni bir Anayasaya ihtiyacı var. Bu yeni Anayasayı ancak AKP yazabilir.”

Diktatöryal bir söylemdir.
 

 

İstikrar ve mevcut çok seslilik ortamında diktatöryal yönetim anlayışı, ülkenin varlığının devamı için bir alternatif gibi gözükebilir. Kazanılmış hakları geri alamazsınız. Halka karşı savaşamazsınız!
İçeriği paylaş