Aralık 2014

Polis Örgütüne Siyaset Karıştırmak

Gene birileri polisin sivile bağlanması fikrini alttan alttan dürtüp, yapay da olsa gündem yaratmaya çalışıyor.

Neredeyse yüzde 33 eksik olan, yani üçte biri fiilen görevde bulunmayan bir kadroyla görev yapan, canla başla çalışan, nöbet ve devriye yükü iki misline çıkmış polisimizi şaibe altında bırakmak için bir takım kesimler elden geleni yapıyor, özel biçilmiş kaftan gibi provokasyonlar bile planlayıp sahneliyorlar, polisin kural dışı davranışlara nasıl tepki vereceğini bildikleri için.

Maksat koro halinde dört beş koldan saldırarak polisi gözden düşürmek.

Memur Devletinin Batışı (1/2)

Kıbrıslı Türklerin büyük bir kısmı bir şekilde her ay sonu devletten maaş almakta. Özel şirketlerde çalışanların da hayali bir gün devlet dairesinde memur olmak.

 

KKTC'de memurlar, 1970 yılında temelleri atılan, 1975 ve 1983 yıllarında da Anayasallaştırılan kurallarla, hem son derece verimsiz çalışıyorlar hem de devletin bütçesine adeta el koymuş durumdalar. Vatandaştan haklı veya haksız bir şekilde, direkt veya da endirekt vergi ve harçlarla toplanarak oluşturulan bütçeyi adeta sonuna kadar sömürüp silip süpürüyorlar.

 

Anastasiades'in Parlak Zekalı Jeostratejik Danışmanı

Loucas Charalambous

Sunday Mail, 23 Kasım 2014

İngilizce'den Çeviridir.

Yayın adresi: http://cyprus-mail.com/2014/11/23/anastasiades-brilliant-geostrategic-ad...

 

Bu Yazı KKTC Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi'nin 24 kasım 2014 tarih ve 2014/172 Sayı'lı bülteninden alınmıştır.

 

Loucas Charalambous’un 23 Kasım 2014 tarihli Sunday Mail gazetesinde yayınlanan, “Anastasiades’in parlak zekâlı jeostratejik danışmanı” başlıklı yazısında, Güney Kıbrıs lideri Nikos Anastasiades’in bazı takıntılarının olduğunu ve bunlardan birinin de yapmış olduğu atamalarının olduğunu belirtti. Charalambous yazısında, komitelere, alt komitelere ve kurullara ihtiyacın olup olmadığının ya da bunların maliyetinin ne kadar olduğunun Anastasiades’i hiç ilgilendirmediğini, onun için önemli olanın yeni görevlere birilerini atamak olduğunu vurguladı.

Müezzin Fuat Yıldırım-BİR CAMİİ H.İ.K.A.Y.E.S.İ

Yazar: 
Tamer Yazar
Yazının Yazıldığı Tarih: 
23-11-2014

Burası, Dolmabahçe'deki Bezmialem Camii…

Tarih, 31 Mayıs 2013 Cuma, akşam saatleri…

Haziran eylemlerinin belki de EN tartışmalı anı…

“Camide İÇKİ içtiler” denilen AN ve denilen YER…

 

Peki, ne mi oldu?

 

Okuyalım mı?

 

O gece Camii’de yaşananların ardından Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görev yeri değiştirilen ama bu değişime itiraz eden Müezzin Yıldırım’ın İstanbul 4. İdare Mahkemesi'ne verdiği dilekçeyi…

 

Küçük notlar halinde ilerleyelim…

Resimler çizsin her söylenen…

O geceyi netleştirsin…

Kelime kelime…

Memur Devletinin Batışı (2/2)

Ülkemizde kurulu olan sistem, maalesef geçmişte ve günümüzde milletvekillerinin çoğunluğunun aktif kamu görevinden siyasete geçmiş kişiler olduğundan, çıkarılmış yasaların önce kendi çıkar ve menfaatlerini korumak amaçlı olmasına yol açmış ve sistem de devletin halka hizmet vermesi yerine halkın memurlara çalışması şekline dönüşmüş. Diğer ülkelerde ve özellikle de Türkiye'de devlet ve memurlar halka hizmet ederken, bizim ülkemizde halkımız memurların emrindedir, memurlar için çalışır ve memurun asli görevini yapmasına da yardımcı olur adeta.

 

14 Aralık Operasyonu Nasıl Yorumlanmalıdır?

Geçtiğimiz 14 Aralık 2014 günü F. Gülen hareketine yakın olan Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonunda görevli ve sorumlu bazı kişiler hakkında soruşturma açıldı. Gazete ve TV ofis ve stüdyoları polisçe aranarak, bazı kişiler tutuklandı. Bu olay hem ülke içinde hem de dünyada büyük yankı yaptı.

Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, olayı demokrasiye karşı işlenmiş bir “darbe” olarak değerlendirirken; MHP’li sözcüler ise “İç Güvenlik” ile ilgili yeni yasa ile bu olay arasındaki zamanlamaya dikkat çektiler. İşçi Partililer soruşturmayı desteklerken diğer sol ve sosyalist çevreler genellikle bu soruşturmaya temkinli yaklaşmaktadırlar.

Beyazlar ve Zenciler

1950'li yılların son yarısında ve 1960'lı yılların başında Amerikan kültürünün, filmlerle ve şarkılarla, Amerikan ekonomisinin de otomobil ve çeşitli ev aletleri ile dünyayı istila ettiği dönemde Amerika Birleşik Devletleri tam bir rüya ülkesi görünümünü vermişti bana.

Rahmetlik babam Prof. Dr. Hakkı Atun'un İkinci Dünya savaşı sonrası iki kez burs alarak ABD'ye gitmesi ve orada akademik kariyer yapması, o yokluklar döneminde akla hayale bile gelemeyecek bir ücretle Squibb Firması’nınABD'deki merkezi araştırma laboratuvarında çalışma teklif etmesi, babamın daha ABD'ye ilk ayak bastığı hafta neredeyse bir takım elbise fiyatına ikinci el bir Studebaker marka otomobil satın aldığını söylemesi gerçekten de beni büyülemiş, ABD'yi gözümde her yönden mükemmel bir ülke konumuna yükseltmişti. Bunda ilkokulu okuduğum ve hocalarının bazılarının Amerikalı olduğu T.E.D. Ankara Koleji'nin de etkisi çok olmuştu. Okulun beyzbol takımına girmem de bu nedenleydi.    

Türk Malları Kasten İstimlak Ediliyor

Kıbrıs Rum Yönetimi, Güney Kıbrıs'ta kalan Türk mallarını yok etmenin yolunu buldu.

İstimlak adı altında tüm Türk malları tek tek millileştiriliyor ve tapuları Rum Yönetiminin adına geçiriliyor.

1905-1931 yılları arasında başka bir yöntemle, adına evrakta sahtecilik de denilen bir uygulama ile Kıbrıs adasındaki Türklere ait malların büyük bir kısmını kendi adlarına kaydetmişlerdi.

Şimdi alenen sahtecilik yapmıyorlar ama nerede bir Türk malı varsa yasalara uygun bir şekilde istimlak edip üzerine halka açık tesisler kurarak sahipleniyorlar.

Larnaka'dan Dikelya'ya doğru giderken sağ tarafta, yol ile deniz arasında kalan yakıt depolama tesislerini, şehir artık oralara kadar uzayıp genişlediğinden, 2001 yılında bulundukları yerden kaldırmak, başka bir yere kurmak ve bölgeyi temizleyip rehabilite ederek ilgili belediyeye devretme kararı almışlardı.

Dersim Olaylarının Sonucuna Bir de Böyle Bakın

Yazar: 
Gökhan Cebeci

Bir önceki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın devlet adına özür dilemesi ile başlayan ‘Dersim’ tartışmaları, Sezgin Tanrıkulu’nun, partisi (CHP) adına bu özüre katılması ile olanca hızıyla devam ediyor.

Mevcut Başbakan Davutoğlu da 1937-38 yıllarında bölgede yaşananlar için Kerbela benzetmesi ile vites yükseltmiş durumda.

Televizyon ekranları ve gazete sayfalarında yazan, çizen, konuşan sözüm ona aydın-akademisyen-gazeteci tayfası ise zaten bu tartışmalarda aldıkları görevi çok öncesinden yerine getirmeye başladılar. Suçluyorlar, iftira atıyorlar ve apaçık yalan söylüyorlar. Hem de hiç utanmadan…

AKP İktidarı İçin Zor Günler Başlıyor!

Bu yılın sıcak Ağustos ayında Cumhurbaşkanı seçildikten sonra RT Erdoğan, anayasamıza aykırı olarak fiili “Yarı Başkanlık” sistemini uygulamaya çalışıyor; aslında anayasal suç işliyor. Öte yandan ülkede işler Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eski ekibi için artık istenildiği gibi yürümüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarı için artık zor bir dönemin başladığını söyleyebiliriz. AKP için bu dönemin belli başlı sıkıntıları olarak ta şunları sıralayabiliriz:

  • RT Erdoğan’ın anayasaca meşru olmayan bir zeminde “Yarı Başkanlık” sistemini uygulamaya çalışması,
  • PKK ile AKP arasındaki “Çözüm” sürecinin içerdiği riskler,
  • “Ak Saray” tartışmasının yarattığı huzursuzluk,
  • AKP seçmeninin A. Davudoğlu’nu bir türlü lider olarak benimseyememesi,
  • Ekonominin giderek teklemeye başlaması, işsizliğin artması vs. gibi.