Skip to main content

Politika Dergisi Manşetleri

  • "Yoksullar Zengindir ama Sermayeleri Ölüdür"
  • Avcı'nın Kitabı Cemaatin Meşrulaştırılması mı?
  • Emperyalizm, Dinci Gericilik, Türkiye ve Çözüm
  • Sosyalistler Anayasa Referandumunda Ne Yapmalı?
  • 12 Eylül günü neyi oylayacağız?
  • Anayasa Değişiklik Paketi ve Referandum Sürecine Değişik Bir Bakış
  • Büyük Ortadoğu Projesi ve Kapitalist Yayılmacılık
  • Tarafımız Belli Olsun!
  • Siyasal Alanda Kimlik Siyaseti ve Kürt Realitesi
  • Eleştiri, Özeleştiri ve Sol
Yazıcı-dostu sürüm Sayfayı gönder..

Cemaat Mensubu Olmak Suç Mu?

İçerik Öbekleri:

 




 

Son yılın modası, onu araç olarak görenlerin, getireceğini iddia ettiği demokrasi nutukları ve bu nutukları atanların, yine son günlerin modası olan, Hanefi Avcı’nın kitabını yazdıktan sonra, kitabın iddiaları hakkında sıkışıp, son çare olarak söyledikleri ‘cemaatçi olmak suç mu’ sözleri gerçekten ibret vericidir.

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ye hasımlarından biri sormuş:

“Gençliğe Hitabe”yi (Bir Kez Daha) Okuyup, Sandığa Öyle Gidelim…

İçerik Öbekleri:

Sanıyorum artık [gerçek anlamda] avukatlık mesleği tarihe karışmak üzere…


Hele hele 12 Eylül halk oylamasının sonucu “evet” çıkarsa, yandı gülüm keten helva…

Halk arasında “hâkim”ler bence olduğundan fazla abartılı bir köşeye oturtulur.
Evet, haklısınız, hâkim adil olmalıdır.
Birilerinin “memur”u ya da emir kulu olmamalıdır.


Hâkimler, yargı bağımsızlığının şerefli bir simgesi olmalıdır… Kabul!


Ancak adaletin gerçekleşmesi; yani gerçeğin ortaya çıkartılarak haklının, hakkına kavuşması daha çok avukatın çabası ile sonuca ulaşır.


Hâkim önüne getirilen dosyaya göre karar verir… Araştırma ufku, dosyada mevcut olan delillerle ve ileri sürülen savlarla sınırlıdır.


Oysa hâkimin önüne gelen dosyayı yaratan, delilleri toplayan, haklının hakkını savunan ise avukattır…

Türkiye'de Dincilik ve Dinci Sermaye

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Hayri Günel

 
 
Daha önce, Türkiye’nin gericileşme sürecini, tarikat yapılanmasını ve bu yapılanmanın ABD ile olan organik bağlantısını somutlamaya çalışan ve Türkiye’deki gericileştirme operasyonunun nasıl durdurulabileceğine dair çözüm önerisi sunan “EMPERYALİZM, DİNCİ GERİCİLİK, TÜRKİYE VE ÇÖZÜM” başlıklı bir yazı yayınladık. Bugün de, meseleyi tamamlaması açısından, Türkiye’nin gericileştirilmesi operasyonunun ekonomik dayanaklarının ve gelişmesinin genel bir çerçevesini çizmeye çalışacağız.
 
1) Hiç kuşku yok ki, Türkiye’nin gericileştirilme operasyonu, ancak 1950’li yılların hemen başında tarihteki yerini alabilmiştir. Bundan önceki dönemde ağır bir yenilgi süreci yaşayan dinci gericilik, dünya kapitalizminin emperyalist ve saldırgan bir kimliğe bürünmesiyle beraber, 1950’lerden başlayarak yeniden palazlanmaya ve bir gelişim çizgisini yakalamaya başlamıştır. 1923-1950 yılları arasındaki dönemde yaşadığı yenilgiye bağlı olarak dinci gericilik, ekonomik anlamda ise daha geri bir mevziye çekilmiş ve elindeki mevcudu korumak dışında herhangi bir gelişmenin içerisinde olamamıştır. Dinci gericiliğe bu noktada en büyük ekonomik darbe, vakıf gelirlerinin, çıkartılan yasalarla artık tarikatlara veya cemaatlere değil, doğrudan doğruya devlete aktarılmaya başlanmasıyla vurulmuştur. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, bu darbenin mihenk taşı olmuştur.

Devlete Hükmedenin Son Politikaları

İçerik Öbekleri:

 

Artık Başbakan için “Devlete Hükmeden” demeye karar verdim. Çünkü bazıları “devlet” ile “hükümet”in birbirlerinden ayrı bir şey olduklarını zannediyorlar. Devlet kamyonsa, şoförü hükümettir. Bu yönden bakınca o bazılarına hak vermemiz gerek, hiç kamyonla, şoför bir olur mu? Tabii böyle düşününce Teröristbaşı ile görüşen de kamyon oluyor!!!
 
Neyse bu kadar laf salatası yeter… Gelelim kamyonun şoförünün son politikalarına…
 
AKP’nin siyaset yapmasını her zaman takdir etmişimdir. Yiğidi öldür hakkını yeme… Bu ülkede daha AKP gibi toplumu yönlendirebilen, muhalefete adım attırmayan, istediğini her türlü alan bir parti daha Türkiye siyasi tarihinde görülmemiştir. Son icraatı da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na türban sorununu çözmek için gönderdiği mesajdı…

Haliç Devleti'nin Avcı Simon'u

İçerik Öbekleri:

Bu ülkede toplumun büyük çoğunluğu bir filmi izliyorsa, bir kitabı okuyorsa vb. mutlaka bu işin altında bir bit yeniği var demektir. Çünkü bu toplum öyle bir noktaya getirildi ki, kendi iradesi, bilgi ve birikimiyle bir tercihte bulunması nerdeyse imkânsızdır. Hep birilerinin yönlendirmesini bekler. Bir şeye ilgi varsa, gözlerini kapatarak onun peşinden gider.

 
Hanefi Avcı'nın kitabı da öyle... Kitap çok satıyor, buna rağmen okunuyor mu bilinmez ama çok konuşulduğu, tartışıldığı kesin. Kitapla ilgili nerdeyse yazı yazmayan tek bir köşeci yazar kalmadı.
 
Kitapta anlatılanlar bu ülkede gizli kalmış şeyler değildir, bilinen ve hatta ayyuka çıkmış şeylerdir. Önem derecesi, bunları tescilli bir istihbaratçının ve devletin vurucu gücü içerisinde yıllarca görev yapmış bir polisin anlatıyor olmasıdır.

Birey Olmak

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
Şerif YILMAZ

 
İnsanlar hayatları boyunca birilerine hayatlarını etkileyecek kararları verme fırsatı bulur. Buna ailesinde başlar, arkadaşları, öğretmeni, sevgilisi, patronu, siyasetçisi derken, insanlar kendi kararlarını veremez duruma gelirler. Artık o kadar etkilenirler ki çevrelerindeki insanlardan, ERİCH FROMM’un Hürriyet’ten Kaçış isimli eserinde dediği gibi “insanlar aslında yaptıklarını kendi kararları zannederler, ancak o kararlar çevreden söylenen sözlerle verilir.” Evet, işin özünde de bu durum böyledir. İnsanların büyük çoğunluğu kendi kararlarını kendileri veremez. Çünkü bu durumun farkına varamamışlardır. Ancak bazı insanlar bunun farkına varırlar ve o andan itibaren kendi kararlarını vermeye başlarlar. İşte o zaman gerçekten birey olurlar.

Bir Umudum Sende, Anlıyor musun?

İçerik Öbekleri:
Yazar: 
HAYRİ GÜNEL
Yazının Yazıldığı Tarih: 
27 MART 2009

Basit, sade, gösterişsiz yaşayan bir halkız biz.
Öyle çok fazla şey istemeyiz hiç.
Binlerce yıldır bu coğrafya üzerindeyiz.
Didişiriz bazen, bazen birbirimizi yiyecekmiş gibi oluruz.
Ağlarız, güleriz, yakarız, yıkarız, seviniriz hep birlikte
ve hep birlikte hüzünleniriz.
Düğünlerde hep birlikte oynar,
hep birlikte omuzlarız tabutlarımızı.
Çok şeyler görüp çok şeyler yaşamıştır gözlerimiz ve yüreklerimiz.
Örneğin bir “Sarı Paşa”nın ardına takılıp hep beraber,
anlatılamayan
ve anlaşılamayan,
kolay kolay açıklanamaz bir hırs ve sabırla,
yoktan, yokluktan bir ülke yaratmışızdır.

Yoksullukla Topyekûn Savaş İçin Radikal Bir Öneri ya da Yoksullar Zengindir ama Sermayeleri Ölüdür.

İçerik Öbekleri:

Giriş

 

   Perulu iktisatçı Hernando de Sonto, 2000 yılında yayınladığı ve bir dizi saha araştırmasının sonuçlarını irdelediği Sermayenin Sırrı adlı kitabında, Batılı ülkeler zenginken, “diğerlerinin” neden yoksul kaldığı sorusuna cevap arar. Neden “diğerleri” yani üçüncü dünya ve eski komünist ülkelerdeki varlıklar zenginlik üretecek sermayeye dönüşmemektedir? De Sonto’ya göre bu “amansız” sorunun cevabı kayıt dışı ekonomidedir. Kayıt dışı ekonominin kaynağına yoksul göçmen kitleleri ve bunların ticari faaliyetlerini yerleştiren De Sonto, kayıt içine girmenin hem bu durumdaki kişi ve işletmelere hem de ülke ekonomisine yapacağı muazzam katkıyı açıklamaya çalışır.

İçeriği paylaş